A.B.D
İkinci Dünya Savaşı sırasında bir A-bombası yapabilmek ve bunu kullanmak, savaşta yer alan başat ülkelerin en önde gelen isteklerindendi. Hitler Almanya'sında bilim adamları bu amaçla çalıştılar, ancak yeterli destek ve maddi zorluklar yüzünden başarılı olamadılar. Sovyetler Birliği, Amerika ve İngiltere'deki casusları aracılığıyla pek çok bilgiye fazla emek sarfetmeden ulaşsa da, geriye sayan saatlere göre geç kaldılar. Japonlar ise yetenekli bilim adamlarının yokluğunda fazla ilerleme kaydedemediler.
ABD'de ise durum oldukça farklıydı, zira iki milyar dolarlık bir bütçeye ulaşılmıştı vr savaşın sonunda kullanılan bomba (on binlerce insanı aynı anda yok ederek) bir zihniyet değişikliğinin de göstergesi oluvermişti.
Manhattan Projesi
ABD'nin İkinci Dünya Savaşı sırasında atom bombası yapabilmek için yürüttüğü büyük ve organize projenin ismi Manhattan Projesi idi. Projeye temel olarak 3 ülke dahildi: ABD, İngiltere ve Kanada. 1942 de proje başladığında bütçesi son derece mütevaziydi ancak savaşın sonuna gelindiğinde on binlerce sivili aynı anda yok edebilme "başarısını" belkide en iyi şekilde açıklayan veriler şunlardı; 130 binden fazla bilim adamı ve asistan projeye dahil olmuştu ve toplam bütçe iki milyar doları bulmaktaydı.
Proje temel olarak 3 şehirde gerçekleştirilmekteydi, Hanford Site, Oak Ridge-Tennessee ve Los Alamos. Fakat projeye dair araştırmalar toplamda 30 ayrı şehirde yürütüldü.
1942'de başlayan projenin askeri yetkilisi General Leslie Groves idi ve bilimsel araştırmalar başkanı olark ise fizikçi Robert Oppenheimer atanmıştı.
Öncesi
Maddenin yapı taşı Atom üzerinde yapılan ve onu anlamaya yönelik çalışmalar, 20. yy'ın ilk yıllarında kendini göstermişti. Radyoaktivite 1896 yılında Henri Becquerel tarafından keşfedilmişti, Pierre ve Marie Curie'nin radyum atomu üzerindeki çalışmaları da bu alana ilgiyi arttırmıştı.
Ancak yine de çalışmaların yavaş ilerlediği söylenebilir, bu konudaki araştırmaların hızlanması için 1930'lu yılları beklemek gerekecekti.
1932'de Cockroft ve Walton'ın çalışmaları, 1934'de Irene ve Joliot Curie'nin buluşları ve İtalyan bilim adamı Enrico Fermi'nin uranyum atomunu nötron ile bombardıman çalışması bilim dünyasını heyecanlandırmaya yetmişti. Ancak asıl heyecan, iki Alman bilim adamının yaptığı buluşun ardından gelecekti.
1938 yılının sonlarında Otto Hahn ve Fritz Strassmann'ın deneylerinin sonuçları son derece çarpıcıydı, artık nükleer füzyonun önü açılmıştı ve çok büyük miktardaki enerjinin kontrol edilebilmesi szö konusuydu.
Böylesine kıymetli bir bilgiye Alman bilim adamları tarafından ulaşılması, ilk anda oluşan heyecanı sonradan endişeye bıraktığını söyleyebiliriz. Çünkü Almanya'da 1933 yılından beri faşist bir yönetim anlayışı takip eden Hitler iktidardaydı ve yapılan keşifler sonucu atom bombası ihtimalinin ortaya çıkması, Nazi iktidarının Polonya'ya saldırarak dünya savaşını başlatmasının ardından herkesin aklında tek bir soruyu canlandırmaktaydı: acaba Hitler bir nükleer bomba yapıp bunu kullanmaya teşebbüs edebilir miydi?
1930'lu yıllarda Avrupa'daki faşist yönetimlerden kaçarak İngiltere ve Amerika'ya yerleşen bilim insanlarına göre bu sorunun cevabı "evet" idi.
Özellikle Amerika'da yaşayan Macar-Yahudi asıllı 3 fizikçiye göre (Leo Szilard, Edward Teller, Eugene Wigner) Hitler yönetimindeki Almanya böyle bir bombayı mutlaka yapacak ve kullanacaktı, onlara göre ABD başkanı Roosvelt bir an evvel uyarılmalı ve Amerika kendi projesine başlamalıydı.
Ancak yanlarına Başkanı ikna edebilecek birini çekmeliydiler, böyle biri içinde zamanın tartışmasız en önemli fizikçilerinden olan Einstein'ı seçtiler. Leo Szilard Einstein ile konuştu, onu bu konuda ikna etti ve Başkan Roosvelt'i uyarmaya yönelik yazılan bir mektubun altına Einstein tarafından imza atıldı. (2 Ağustos 1939) (tarihe Einstein-Szilard mektubu olarak geçen bu mektup, ağırlıklı olarak Szilard tarafından yazılmıştı vr çok güçlü bir bombanın nükleer füzyon aracılığı ile elde edilebileceğini, Amerika'nın da en kısa sürede kendi araştırmalarına başlaması gerektiğini vurguluyordu.)
Altında Szilard ile Einstein'ın imzası bulunan mektup, 11 Ekim'de ekonomist Alexander Sachs tarafından Başkan Roosvelt'e teslim edildi. Roosvelt, mektubu olumlu karşıladı ve Uranyum Komitesi'nin kurulmasına karar verdi. Uranyum Komitesi 21 Ekim 1939 'da fizikçi Lyman Briggs'in başkanlığında ilk toplantısı gerçekleştirdi ve nötron deneyleri için atrılan 6000 dolarlık bir bütçe ile çalışmalara başladı.
Amerikan çalışmaları, altında Einstein'ın imzası bulunan bir mektup ile başlıyordu, fakat Einstein 11 Kasım 1954'de verdiği bir röportajda şunları söyleyecekti:Hayatımda bir büyük hata yaptım, Başkan Roosvelt'e atom bombalarının yapılmasını öneren mektubu imzaladığımda. Ama bir bakıma haklılık payı vardı; onları Almanların yapması tehlikesi...
(Devam edecek...)
Japonya
İkinci Dünya Savaşı, insanlığın beklemediği kadar yıkıcı bir şekilde son bulmuştu. Hiroşima ve Nagazaki'ye atılan atom bombaları, o zamana kadar eşi olmayan bir kıyıma yol açmıştı. Böylesine güçlü bir silah daha önce görülmemişti. Fakat sanılanın aksine Amerika ile beraber aynı zamanda Almanya, Sovyetler Birliği ve Japonya da bu etkileyici silahı düşmanlarından önce elde edebilmek ve savaşın gidişatını kendi lehine çevirebilmek için mücadele etmekteydi.
1930'lu yıllarda fizik alanındaki gelişmeler sonucunda tüm dünyada nükleer enerjinin gücü fark edilmekteydi ve Japonya'da bunlardan biriydi. Japon fizikçi Yoshio Nishina önderliğindeki Japon araştırma ekibi 1931 yılında Tokyo yakınlarındaki Riken'de araştırma laboratuarlarını kurdular. Yüksek enerji fiziği konusunda araştırma yapmaktaydılar ve ilk cyclotron'larını 1936 yılında yapmayı başardılar.
Japonlar bu konu üzerindeki araştırmalarını sürdürürken tüm dünya gibi Dr. Nishina da sahip olunacak teknoloji ve nükleer füzyonun kullanımı ile ortaya çıkabilecek silah konusunda fikir sahibiydi ve Amerikalıların da bu yönde bir çalışması olup olmadığından şüphelenmekteydi.
Japon ordusundan General Takeo Yasuda'nın da aynı kanıda olması ve tasarlanan silahı gerekli görmesinin ardından Japon nükleer araştırmalar programı 1941 Temmuz'unda başladı.
Mevcut projeye paralel olarak Japon deniz kuvvetlerinin de ayrı bir projesi vardı. Bunsaku Arakatsu liderliğindeki bu araştırma ekibi de kendi cyclotronlarını yapmış ve nükleer araştırmalar yürütmekteydiler. Proje ilk başlarda nükleer enerji kaynağı olarak düşünülmekteydi, petrolün kısıtlı olmasından dolayı çalışmaların ilk amacı bu yöndeydi. Ancak savaşın ilerleyen dönemlerinde Japonya güç duruma düşmeye başlayınca bu çalışmaların da birincil amacı nükleer bomba yapmak olmuştur. Fakat bu çalışmalarda da en önemli eksiklik yeterli uranyumun olmamasıydı.
Japonların bu projesinde en büyük sorun, diğerlerinde olduğu gibi uranyum eksikliğiydi. Bazı iddialara göre Japon İmparatorluğu'nun uranyum kaynakları arasında 1910'dan beri ellerinde olan Kore bulunmaktaydı. Kore'nin ana karanın dışında ve proje merkezine uzak olması projeyi olumsuz etkilese de buradan ne kadar uranyum elde edildiği de bilinmemektedir.
Japonlar, eksikliğini duyduğu uranyum konusunda Almanlar'dan yardım isteyip istemedikleri bilinmiyor, ancak Unterseaboot 234 (U-234) isimli bir alman denizaltısının Japonlara gönderildiği bilinmekte. 1945 yılında Almanya'dan yola çıkıp japonya'ya varan denizaltı, 560 kg işlenmemiş uranyum oksit taşımaktaydı ve iki japon askeri ile Alman uzmanları bulunmaktaydı.
Japonya'nın Pasifik'teki adalarını birer birer kaybedip savaşın ana karaya taşınması Japon nükleer programını olumsuz etkilemişti. Riken'de bulunan araştırma laboratuarlarını Amerikan uçaklarının bombalaması çalışmaları yavaşlatırken, araştırma ekibi önemli bir karar aldı ve çalışmalara Kore'de devam etmeye karar verdiler. Kore hem ana karaya göre daha güvenliydi hem de uranyum kaynağına daha yakındı.
1945 yılı başında ekip Kore'ye taşındı Konan'da çalışmalarına devam ettiler. (şimdiki adı Hungram - Kuzey Kore sınırları içerisinde - ) Konan, 1945 Ağustos'unda Sovyetler tarafından işgal edilene dek, Japon araştırmalarının merkezi oldu.
Japon bilim adamları tüm güçleri ile çalışarak "Genshi Bakudan"ı yapmaya uğraşırken Hiroşima ve Nagazakiye'ye atılan bombalar ile büyük bir yıkıma uğrayan Japnonya teslim olmak zorunda kalmıştı. Savaş sonrası Japonya'yı ele geçiren Amerikan askerleri 4 cyclotron buluyorlardı ancak bunlar japon nükleer çalışmaları hakkında yeterince ipucu vermiyordu, çünkü hem küçüktüler hem de kendi başına nükleer silah yapımında kullanılamazlardı.
Peki Japon nükleer çalışmaları savaş sona ererken hangi aşamadaydı? Bu konuda bilgiyi 1946'da David Snell isimli gazeteci veriyordu; Japonlar, 12 Ağustos 1945'de Konan'da başarılı bir nükleer bomba denemesi gerçekleştirmişlerdi!
Sanılanın aksine Japon nükleer çalışmaları A-bombası yapacak kadar ileri gitmişti ancak bunu kullanacak güce gelmişler miydi, Amerikalıların yaptığı gibi vahşice bir saldırı gerçekleştirir miydiler, burası tartışmalı. Fakat gerçek olan, geri sayan zamana yenik düşmüşlerdi ve "Genshi Bakudan"ı kendilerinden önce inşa eden düşmanları yüzbinden fazla Japon'un hayatını almıştı...
(ABD ile devam edecek.)